Taleal Bedru

Taleal Bedrü

Taleal- bedru aleynâ
Min seniyyâti-il vedâ
Vecebe’ş-şükrü aleynâ
Mâ deâ lillahi dâ’

Eyyühel meb’usü fînâ
Ci’te bi’l-emri’l muta
Ci’te şerrafte’l- Medîne
Merhabâ yâ hayra da

Ente şemsun, ente bedrun
Ente nûrun âlâ nûr
Ente misbe hassüreyya
Ya habîbi, ya Rasul

Kad lebisnâ sevbe izzin
Ba’de esvâb’r-rika
Ve rada’nâ sedye mecdin
Ba’de eyyâm-id dayâ

Kaalet ahmâru’d-deyâcî
Ku lli erbâbi’l-İslâm
Küllü nan yetba Muhammed
Yenbeğî en lâ yüdaam

Ve teâhednâ cemîan
Yevme aksümne-l yemîn
Len nehûne’l ahde yevmen
Vettehazne’s- sıdka dîn

Leste vallahi neziyyen
Mâ yukasihi’l i-bâd
Meşheden yâ necme emnîn
Zû vebâin ve vidâd

Dinle – Yusuf Islam

Münacaat

 12yc7.jpg

 

 

Ey İlâh-ı kâinat, ey masdar-ı sun’-ı kemâl
Varlığındır var olan, yoktur o varlıkta zevâl..

Ey cenâb-ı kibriyâ, bizler gibi âcizlere,
Kibriyâ-yı Zât’ını mümkün müdür etmek hayâl?!.

Daima Allah’tır kalbimde tesbih ettiğim,
Bârğâh-ı lütfuna çıkmaz mı bu feryâd-ı bâl?

Pür-günâhım, pür-günâh olmakla mağrurum buna,
Şevk-ı afvındır sebeb, afv isterim, ey Zü’l-Celâl!

Rahmetinden kat’-ı ümîd etmeyi men’ etmesen,
Fart-ı isyanımla bulmazdım münâcâta mecâl.

Vâkıf-ı her hâlsin, yoksa n’olurdu hâlimiz?
Çaresizlikte bize kalsaydı ger ta’rîf-i hâl?

Sabr ile me’lûf kıldın, ey Azîmu’ş-şân beni
Etmedim âlemde Sen’den gayre ben arz-ı melâl!

Derdinin dermanını Sen ver Niğâr-ı bî-kesin
Ey İlâhu’l-halk, ey Rabb-i kerîm-i Zü’l-celâl!..

                  Niğâr Hanım (1862- 1918)

 

Benim Muhammedim

 d0ad8800017011dbaa7410f3d9197b68.jpg

Cebrail’im selam eyle dostuma
Benim Muhammed’im nurdan Ahmed’im
Söyle gelsin çıksın arşım üstüne
Benim Muhammed’im nurdan Ahmed’im

Arşımı donattım gelsün göreyim
Kullarım halinden haber sorayım
O gelsin ben ona haber vereyim
Benim Muhammed’im nurdan Ahmed’im

Arşımın üstünde seyran eyleyen
Kürsüm üzerinde cevlan eyleyen
Mirac’da ümmetin Hakk’tan dileyen
Benim Muhammed’im nurdan Ahmed’im

Derviş Yunus severiz Muhammed’i
Her andıkça verelim salavatı
Kadir Mevlam ana mahbübum dedi
Benim Muhammed’im nurdan Ahmed’im

Yunus Emre(1240-1320)

Veladet Bahri

Veladet Bahri

 

 

 

 

 blauwebloem2.jpg

 

 

 

 

Âmine Hâtun Muhammed ânesî

Ol sadeften doğdu ol dürdânesî

Çünki Abdullah’dan oldı hâmile

Vakt erişdî hefte û eyyâm ile

Hem Muhammed gelmesi oldû yakîn

Çok alâmetler belürdî gelmedîn

Ol Rabîül evvel âyı nîcesî

Onikinci gîce isneyn gîcesî

Ol gice kim, doğdu ol Hayrü’l-beşer

Ânesî anda neler gördü neler

Dedi gördûm ol Habîbin ânesî

Bir acep nûr kim, güneş pervânesî

Berk urub çıkdî evimden nâgehân

Göklere dek nûr ile doldu cihân

Gökler âçıldı ve feth oldu zulem

Üç melek gördüm elinde üç alem

Bîri meşrık bîri mağribde anın

Bîri dâmındâ dikildî Kâ’be’nîn

İndiler gökten melekler sâf sâf

Kâ’be gîbî kıldılar evim tavâf

Geldi hûrîler bölük bölük buğûr

Yüzlerî nûrundan evim doldu nûr

Hem hevâ üzre döşendi bir döşek

Âdı Sündûs döşeyen ânı melek

Çün göründü bâna bu işler ayân

Hayret içre kalmış îdim ben hemân

Yârılub dîvar çıkdı nâgehân

Üç bile hûrî banâ oldu ayân

Bâzılar dirler ki, ol üç dilberîn

Âsiye’ydi bîri ol meh-peykerîn

Bîri Meryem Hâtun îdî âşikâr

Bîrisî hem hûrilerden bir nigâr

Geldiler lûtf ile ol üç meh-cebîn

Verdiler banâ selâm ol dem hemîn

Çevre yânımâ gelip oturdulâr

Mustafâ’yı birbirîne muştulâr

Dediler oğlun gibî hiç bir oğûl

Yâradılalı cihân, gelmiş değîl

Bû senin oğlun gibi kadrî cemîl

Bir anâya vermemişdir ol Celîl

Ulu devlet buldun ey dildâr sen

Doğiserdir senden ol hulkî hasen

Bû gelen ilmi ledün sultânıdır

Bû gelen tevhîd ü irfân kânıdır

Bû gelen aşkına devr eyler felek

Yûzüne müştâkdır ins ü melek

Bû gice ol gîcedir kim, ol Şerîf

Nûr ile âlemleri eyler latîf

Bû gece dünyayı ol cennet kılûr

Bû gece eşyaya Hak rahmet kılûr

Bû gice şâdân olur erbâbı dîl

Bû giceye can verîr eshâbı dîl

Rahmetel lil âlemîndir Mustafâ

Hem şefîul müznibîndir Mustafâ

Vasfını bû resme tertîp ettiler

Ol mübârek nûra terğip ettiler

Âmîne îder çû vakt oldû tamâm

Kim, vücûde gele ol Hayrul enâm

Sûsadım gâyet harâretten, katî

Sundulâr bir cam dolûsu şerbetî

Kardan ak idî ve hem soğuk idî

Lezzetî dahî şekerde yok idî

İçtim ânı oldu cismim nûra gârk

Îdemezdîm kendimî nurdân fârk

Geldi bir ak kuş kanadıylâ revân

Arkamı sığadî kuvvetle hemân

Doğdu ol saatte ol sultânı dîn

Nûra gark oldû semâvât ü zemîn

Ger dilersiz, bûlasız oddan necât

Aşk île derd île edin essalât

SÜLEYMAN ÇELEBİ (1351?-1422)

Ânesî: Annesi

Sadef: Sedef

Dürdâne: İnci

Hefte: Hafta

Eyyâm: Günler

Yakîn: Yakın

İsneyn: Pazartesi

Hayrü’l-beşer: İnsanların hayırlısı

Pervâne: Işığın etrafında dönüp duran kelebek

Berk urmak: Şimşek gibi çaktı manasına

Nâgehân: Ansızın

Cihân: Dünya

Feth oldu: Açıldı

Zulem: Karanlıklar

Alem: Bayrak

Meşrık: Doğu

Mağrib: Batı

Tavâf: Ziyaret etmek, Kâbe’nin etrafında yedi defa dönmek

Hurî: Cennet kızları

Buğur: Bu sırada, bundan sonra

Hevâ: İstek, nefsin isteği

Ayan: Belli

Dilber: Gönül alan güzel

Meh-peyker: Ay yüzlü, parlak nurlu

Nigâr: Güzel

Lûtf: Lütuf, güzel muamele, merhamet

Meh-cebîn: Ay alınlı, alnı ay gibi parlayan

Muştu: Müjde

Celîl: Yüce, kadri büyük

Dildâr: Sevgili

Hulkî hasen: Güzel yaratılış

İlmi ledün: Allah’a yakınlık, Peygamberlere ve bazı velilere verilen bilgi ilmi

Tevhîd: Birleme, Allah’ın birliğine inanmak

İrfân: Bilmek, anlayış

Kân: Kaynak

Felek: Yıldız

Müştâk: İstekli olan, arzu gösteren

İns: İnsan

Şerîf: Şerefli

Latîf: Parlak

Şâdân: Sevinçli

Ferhân: Sevinçli

Erbâbı dîl: Gönül adamları

Eshâbı dîl: Gönül arkadaşları

Şefîul-müznibîn: Günahkârların şefaatçısı

Tertîb etmek: Dizmek

Terğib etmek: Şevklendirmek, arzu ettirmek

Çû: Madem ki

Hayrul enâm: İnsanların hayırlısı

Katî: Pek, fazla

Gârk: Batmak

Revân: Giden

Semâvât: Semâlar, gökler

Od: Ateş

Necât: Kurtuluş

Essalât: Peygamberimize veya Allah’a karşı hamd, şükür ve teşekkür ifade eden dua ve selâmlar

 

 

 

     
Kemâl-i zâtının
 

Kemâl-i zâtının na’tı anılmaz yâ Rasûlallah!
Kalır levh ü kalem mislin yazılmaz yâ Rasûlallah!

Senin medhinde şirket eylesem Mevlâ’ya ma’dûmum
Bu babda cürm ü isyâna bakılmaz yâ Rasûlallah!

Ne hâkim ben ki nâ-şüste kalam deryâyı cûdunda
Habâb-ı Nün felak hîçe sayılmaz yâ Rasûlallah!

Şafâk-veş her ki dâğ-ı âteşîn’i aşkını açmaz
Gül-i maksûd billâhî açılmaz yâ Rasûlallah!

Gabâr-ı âsitânın pertevinden âb olan hâtır
Fürüğ-i pençe-i mihre kapılmaz yâ Rasûlallah!

Ümîd oldur ki Galib çâker-i evlâd ü âlindir
Gürûh-i ehl-i hüsrâna katılmaz yâ Rasûlallah!

Şeyh Galib

Na’t-ı Şerif (Mehmet Şefik GÜVENLİ)

Na’t-ı Şerif (Mehmet Şefik GÜVENLİ)

blueten_09.jpg

RESULULLAH vasfı SEN’de kemâlde
Enbiya halkası güzidesisin.
SEN’inle başladı son buldu SEN’de
O kutsî tespihin imamesisin.

Âleme erişti rahmet-i RAHMÂN
ZAT-ı şerifinle değişti devrân
En büyük mucizen hazret-i KUR’ÂN
SEN O’nun en doğru tercümesisin.

KUR’ÂN’dır düsturu saadet fetâ
Şerhidir sünnetin bî-bahâ metâ’
RAB’bımız lütfundan eylemiş atâ
Bizlere ihsân-ı Cemilesisin.

Sırr-ı hakikatın ya da hicaptır
Muhatap olduğun vahy u hitaptır
Kâinat bir büyük âlî kitaptır
Ve SEN o kitabın serlevhasısın.

Eşsiz eserisin Dest-i Kudretin
Ne mümkün idraki SEN’in fıtratın
Başlangıcı SEN’sin bütün hilkatin
Sebebi ve hem de neticesisin.
NUR u Cemâlinden halketti SEN’i
Meddahın oluben medhetti SEN’i
HÜDA-yi MÜTEAL vasfetti SEN’i
SEN yüce ahlâkın mizanesisin.

Hutbe-i Ezelin Hakim Hatibi
Reğaib, Mi’raç ve Berat sahibi
Leyle-i Kadir de yüce nasibi
Merdan-ı HÜDA’nın Ferdanesisin.

Tarih-i beşerde misli olmayan
Miraç gecesinde bir ulu divân
Aksa Mescidinde cem olmuş hemân
Ervâh-ı Enbiyâ Muktedasısın.

Bir aynı manzara Haşir sabahı
Taht-ı Livâ-ül Hamd sancağın dahi
Bütün peygamberler içtimagâhı
O lütfun mazharı bir tanesisin.

Mu’ciznüma nedir elindir SEN’in
Hikmetfeşan nedir dilindir SEN’in
Evliyâ, Asfiyâ ehlindir SEN’in
Onların yegâne vesilesisin.
İman-ı tahkikin kemâli için
Abd-i mahz olmanın cemâli için
Tevhid kelâmının ikmâli için
Lâzım RESULULLAH kelimesisin.

Küfür ve dalâlet dalgalarına
Kapılmış talihsiz insanlarına
Selâmet sahili yolcularına
En mahir kaptan-ı sefinesisin.

Zulmü esaretin kırdın bendini
Müstekbir kahrınla bildi haddini
İnsanlık zatında buldu kendini
Fazl u Kemâlatın müşahhasısın,

Dalâlet kışında halka yaz oldun
Adl ü ihsânınla serfirâz oldun
Maraz-ı kuluba çaresâz oldun
O derdin tabibi etibbasısın.

Kutsî nefesinden hayat buldular
İnsanlar aşk ile irfan doldular
Sayende köleler sultan oldular
İnsanlık cevheri Hazinesisin.

Kebair ehline müjdeler verdin
Şefkatin şümulü cemaat, ferdin
Ümmetin isyanı en büyük derdin
SEN bu ızdırabın elemlisisin.

SEN’den dûr olana kimse yâr olmaz
Gönül yaraları SEN’siz onulmaz
SANA inanmadan HAKK’a varılmaz
Geçerli imanın vecibesisin.

Beratımız ancak SEN’in amânın
Bütün çaresizler tutmuş dâmânın
Yalnız o asr değil SEN her zamanın
En yüce Sultan-ı Zîşânesisin.

Şer’-i şerefini baş tacı etsek
SANA ittibada gaflet etmezsek
Nefsin hevasına uyup gitmezsek
Bizlerin ümmidi kâmilesisin.

Ebülfeyzi mücrim cürmiyle sayrı
Mü’minindir yine olmadı ayrı
Bir kapı tanımaz kapından gayri
Kıtmirindir onun EFENDİSİSİN.

SALLİ YA RABBİ EL HABİBİKE MUSTAFA
RAHMETEN LİL ÂLEMİN ŞEFİ-İ RÛZ-İ CEZÂ