SEVGİYİ EN GÜZEL YAŞAYAN VE YAŞATAN GÜLİZAR!..

SEVGİYİ EN GÜZEL YAŞAYAN VE YAŞATAN GÜLİZAR!.. sonnenblume.jpg


Sana müptela olan her varlığın adedince salât ve selamlar üzerine olsun
Ey yüreğimde katmer katmer açan GÜL!
Gelişinle bahar, renklerini SENDE bulmuştu
Gidişinle de bahar hazan olup;
Ayrılığın soğukluğunu yine SENDE bulmuştu.
Asırlar geçti…
Bahar gelemez oldu yüreklerimize,
Aydınlatmayı senden öğrenen güneş, ısıtamaz oldu bizi
Çünkü;
Sevgini kâinata Gül kokunla yayan sen;
Asırlar öncesi,
Aramızdan süzülüp HABİB’ine kavuşmuştun.
Kavuşmuştun ya
Ardından;
Ne güller kokunu saçabiliyor,
Ne canlar kendini biliyor,
Ne de;
Yıldızlar doğduğun an parlarken,
Eski sevincini yaşayabiliyordu parlayarak.
Kalemler de küskündü Azrail’e yazamıyordu SENİ;
Firkatin acısını yüreğimizin ta derinlerinde hissettik
Ağıtlar yaktık
Gelsen de görsen nice benlerin ne halde olduğunu
Gelsen de görsen seni görmeden seni özleyen yüreklerimizin nasıl yandığını
GEL EY SEVGİSİYİ EN GÜZEL YAŞAYAN VE YAŞATAN GÜLİZAR!..Öyle bir zaman yolculuğunda sallanıyoruz ki; rüzgârla titreyen yaprak misali… Kimimiz “Müminin derdini dert edinmeyen bizden değildir” hadisini umursamayıp yüz çeviriyoruz yardıma en muhtaç kardeşimize. Yalanlar, riyalar, nankörlüklerle donattık yeryüzünü. Nice canlar acıttık, nice kalpler kırdık. Sen, sana yapılan zulümlere hep sabrettin ve gül attın sevginle. Bizler sabredemedik, gül atamadık bizi üzenlere. Hâlbuki Sen “İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbiriniz sevmedikçe de(gerçek anlamda) iman etmiş olamazsınız” hadisini buyurmamış mıydın? Hep O’nun için sevdin ve O’nun için sevin dememiş miydin? Sevgi sözcüğü anlamını sen de bulmamış mıydı? GEL EY SEVGİYİ ANLAMLI KILAN “SEVGİ ÇİÇEĞİM!..”

Nice benler sevgiyi, vefayı öğreten sana karşı bivefayla yaşıyor ve ömrünün biteceğinin farkında değil. Sevginin adı haset, vefanın adıysa unutmak, unutulmak olmuş. Çoğumuz birbirimizi menfaatimiz için sevdik. Sensizliğin acısından yüreğimizin ta derinlerinde yankılanan feryadı duyamadık gafletimizden. Benliğimizi kendimize unutturan cahilliğe kaptırdık. Sevgiden mahrumca yaşadık asırlarca. Ama Eneslerimiz var rüyalarında seninle buluşan. Ebubekirlerimiz var hasretinden yürekleri büryan olan. Sümeyyelerimiz var sevdasından vazgeçmeyen yürek dağlayan, can acıtan işkencelere rağmen. Bilallerimiz var ismini anınca dizlerinin bağı çözülen.

“Ümmetim, ümmetim” dedin ilk bizleri düşündün. Bizler gözyaşının zerresini hak edemedik. Nefse hoş gelenleri yaşadık, sünnetlerinle yaşamayı erteledik hep. Lakin seni sevmek, sevebilmek, özleyebilmek hayat ışığımız, bizi Mevla’ya götürecek tek yolumuz olmuşsun. Pişmanlıklarımızla, cürmümüzle merhametine geldik, seni görmeden seni özledik, müptela olduk sana. Ey uğruna gözyaşları akıttığımız, sevgililer sevgilisinin en merhametli HABİBİ!..

Senin sevgindir bize varlığımızı hatırlatan
Senin sevgindir benliğimizi sen de bulduran

Yaratılmışların en güzel yaratılan insanı en çok sen sevdin, seni de öyle sevenler var ki; hani Ebu Süfyan, Zeyd’ e yaklaşıp sormuştu ya:”söyle bakalım! Şimdi senin yerinde Peygamberin olsaydı da seni bırakıp, O’nu öldürseydik razı olur muydun? Zeyd:
“-ASLA” demişti, “Resul-i Ekrem’in hayatı yanında benim hayatım bir hiçtir. Canımın kurtarılacağını dahi bilsem Rasulullah’ın değil burada sizin elinizde öldürülmesine hatta Medine’de ayağına bir dikenin bile batmasına katlanamam!.. Ebu Süfyan Zeyd’in gül kokan bun cevabının karşısında hayretinden nasıl da haykırmıştı:
“BEN YERYÜZÜNDE O’NUN KADAR SEVİLEN BİR TEK KİŞİ GÖRMEDİM”.

İnsanlık can çekişmede. Düşünemedik her şeyin birbirimizi sevmekle güzelleşeceğini. Doyasıya tadamadık kardeşliğin o güzel hazzını. Ve bilemedik gerçek imanın en güzel ispatı “insan sevgisi” olduğunu. Ey sevgisiyle yeryüzünü cennet eyleyen sevgili!..

“ey şairlerin ŞİİRİ
Şiirlerinse MISRALARI

Ey insanı en çok seven ve en çok sevilen sen; “YEGANE GÜLİZARIMIZSIN!..”
gül sevgimle gül sevdalısı sizlere duayla…

Sümeyye Gül

Aşk Suya Düşünce….

Aşk Suya Düşünce….

 

blauwebloem.jpg

Ateş denizi.
Gül bahçesi.
Renk fırtınası
Aşk seması.
Işık ve bakış,
Su üzerinde buluşuyor.
Renk ve ahenk,
Suya koşuyor.
Aşkın yüzü suyu hürmetine
ateş suya konuk oluyor.
Gül suda diriliyor yeniden
Renk kalbin derûnuna damlıyor.
Su coşuyor, aşk oluyor,
ateş oluyor, alev alıyor.
Su yakıyor ve yanıyor.
Rahmet su yüzüne çıkıyor
Celal ve Cemal dalga dalga nöbetleşiyor.
Bir manevi yangın oluyor
Ve bir uhrevi serinlik sunuyor ebru…
Yerçizgisi ile gökçizgisi suya düşen renklerde birleşiyor.
Öylesine belirsiz, öylesine elden gelmez bir form oluyor ebru

Ve ebruzen
Yer ile gök arasında..
Göklerin ötesini yere indirmeye çalışıyor.
Kalbinde beslediği sözsüz şiirleri su üzerine nakşetmeye çalışıyor.
Hep güzel gören gözleri, güzel bakışlarla süslüyor.

Ebru, gören gözün ışığı ebru.
Rengini gönülden alıyor.
Ve gayba aşina gönlün,
gördüğüne razı gelmeyen aklın ayinesi,
Işıltılı, büyülü, ayartıcı.
Aşkı ve tevhidi bir kor tereddüdüyle
Avucunda tutmaya çalışıyor ebruzen.
Gözleri güzelle süslemeye niyetli.
Boyanın su üzerinde kaotik dansından
nice gönüllere güzeller devşiriyor.
Ebruzen aşkını suda arıyor.
Ve buluyor da….

Güzellik bakanın gözündedir ezelden.
Bakılanı güzel eyleyen bakıştır.
Aynı zamanda, aşkın en yalın tarifi bu
Mecnun Leyla’nın gözünde güzeldir.
Yusuf Züleyha’nın bakışıyla güzeldir.
Ve kevn Mevla nazar ettiği için güzeldir.
Mecnun’un Leylası neyse, ebruzenin ebrusu o.
Önce ebruzeninin gözünde güzel ebru
Ebruzen güzel baktığı için güzel görüyor,
güzelin yüzünü öylece su üzerine düşürüyor.
Bu defa Leyla Mevla’ya yol oluyor.

Ebrunun verdiği huzur, toprağa yakın oluşundan gelir
Sanatkar, semayı temsil eden herşeyi toprak renklerine yansıtır.
Suya düşürür ve toprağa kazır ve çamura bular.
Modern sanatın aksine, çığırtkan ve saldırgan renklerle değil,
mutevazı toprak renkleriyle açar gönülleri.
Ebru, su üzerindeki toprak renklerinden oluşur.
O yüzden, ebru biraz dünya biraz insan…

Ebru, aslında bir nefis terbiyesi.
Modern yaşamın herşeyi
determinist kalıplara vuran anlayışının aksine,
belirsizliğe razı olmayı belletiyor,
beklemeyi ve tevekkülü öğretiyor.
Ebruzen eserinin son halini başından belirleyemiyor.
Suyun ve boyanın esrarlı dansı,
renklerin ve biçimlerin salınışları arasında
sadece bekliyor.
Tek bir yaprağın kıpırtısına bile bigane kalmayan Külli İradenin
niyetini gerçeğe döndürmesini bekliyor ebruzen.
Ebru biraz da kaderi öğretiyor.
En küçük ve sıradan eylemlerin
Kainatın Sahibince nasıl da ciddiye alındığını farkediyor.
Sonsuz gökyüzü altında ve yeryüzünde
değersiz ve terkedilmiş olmadığını anlıyor insan.
Rengarenk bir ayinede, ebruda, kendini yeniden keşfediyor..
Ebruyu elinizle değil gönlünüzle yaparsınız diyor ebruzen.
Sanatkarın yeni bir şey yapmadığını, zaten var olanı yansıttığını kaydediyor.
Tasavvuf tabiriyle, batını zahire çıkarıyor Ebruzen.
Kainat sayfalarında saklı güzellikleri gün yüzüne çıkarıyor.
Ebru, su üzerine kurulu evreni yine su üzerinde tasvir ediyor.
Ve aslında bu fonksiyonuyla aşkın, yine başladığı yere,
yani bakışa, güzel bakışa dönüşünü temsil ediyor.
Ebru, kainatla birebir örtüşüyor.
Modern fiziğin teorik tasvirlerle yakalamaya çalıştığı gerçeği
çoktan beri biliyor ebruzen: hiçbir olayın tekrarı yoktur.
Hiçbirşey tekrar edilebilir olmadığı gibi,
Göründüğü gibi de değil.
Eşyanın rengi, biçimi ve hacmi,
İnsanın eşyaya eklenmesi ile
gerçeküstüne doğru kanatlanıyor.
Ebru, suretin sirete dönüşünü,
Gözün gördüğünün gönüle düşüşünü temsil ediyor.
Ebruzenin su ile serüveni ebru..
Herserüven gibi nerede başladığı bilinse de,
Nereye vardığı kestirilemiyor.
Ve hangi kalbi fethedeceği bilinmeyen bir akın.
Hangi gönülde durulacağı bilinmez bir coşku..
Ruhunu renge ve ahenge tekne yapıyor ebruzen.
Boyayı kalbinden damlatıyor.
Göze bir sürme gibi çekiyor gönlünün karasını.
Rengi ve ahengi, aşk denizine salıyor
Aşkı suya düşürüyor..
Yakıyor suyu..
Tevhid sırrının yüzüsuyu hürmetine kesret ateşine salıyor,
Ve ahenkle ve renkle serinletiyor insan yüreğini.
Yandıkça su, alev alıyor aşk.
Ve yüreğimiz kanlı bir ebruya dönüşüyor.

Senai Demirci