|

Şubat 4, 2008 11:55 pm (yemek tarifleri)
|

Şubat 4, 2008 10:01 pm (Hadisler)
Sahabe-i güzînden Atıyye es-Sa’dî’nin naklettiğine göre takva ve vera’ hususunda da beşeriyetin üsve-i hasenesi Efendiler Efendisi (aleyhi efdalüssalavât ve ekmelüttahiyyât) şöyle buyurmuşlardır:
“Kul, sakıncalı şeylere düşme endişesiyle bir kısım sakıncası olmayan şeyleri de terk etmedikçe gerçek takvaya ulaşamaz.”
(Tirmizî, Sıfatü’l-Kıyame, 19; İbn Mâce, Zühd, 24)
Şubat 4, 2008 9:55 pm (Sahabe)
ASHÂBI SUFFA
430. Tecrid Tercemesi, 7/47
431. M.Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili 2/941
432. Tabakât, 8/25
433. M.Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili 2/941
434. Müslim, 3/117
435. M.Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili 2/940
436. Bakara Sûresi, 273
437. Buhari, 4/89; Tirmizi, 4/648-649
Kainat’ ın Efendisi (ASM), Salih Suruç
Şubat 4, 2008 9:54 pm (Dualar)
Giyinme Ve Yemek Duaları
| ـ2ـ وعن أبى أمامة قال: ]لَبِسَ ابْنُ عُمَرَ رَضِيَ اللّهُ عَنْهُما ثَوْباً جَدِيداً، فقَالَ: الحَمْدُ للّهِ الَّذِى كَسَانِى مَا أُوَارِى بِهِ عَوْرَتِى، وَأتَجَمَّلُ بِهِ في حَيَاتِِى، ثُمَّ قال: سَمِعْتُ رَسُولَ اللّهِ # يَقُولُ: مَنْ لَبِسَ ثَوْباً جَدِيداً فقَالَ ذَلِكَ، ثُمَّ عَمَدَ إلَى الثَّوْبِ الَّذِي أخْلَقَ، فَتَصدَّقَ بِهِ كَانَ في كَنَف اللّهِ وَحِفْظِهِ، وسَتْرِهِ حَيّاً وَمَيِّتاً[. أخرجه الترمذى . |
Ebû Ümâme (radıyallâhu anh) anlatıyor: "İbnu Ömer (radıyallâhu anhümâ) yeni bir elbise giymişti ve şöyle dua etti: "Avretimi örtebileceğim ve hayatta güzellik sağlayabileceğim bir elbise giydiren Allah'a hamd olsun."Sonra şunu söyledi: "Ben Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı dinledim: "Kim yeni bir elbise giyer, böyle söyler, daha sonra da eskittiği elbiseyi tasadduk ederse, sağken de öldükten sonra da Allah'ın himâyesi, hıfzı ve örtmesi altında olur." [Tirmizî, Daavât 119, (3555); İbnu Mâce, Libâs 2, (3557).]
Kütub-u Sitte Şerhi, Prof.Dr. İbrahim Canan Cilt 16-17
Şubat 3, 2008 11:04 pm (Sahabe)
HAZRETİ EBU BEKİR radıyallahu anh
HALİFE OLDUĞU ZAMAN İNSANLARA ŞÖYLE HİTAB ETTİ
“Ey insanlar! En iyiniz olmadığım halde başınıza getirildim. Fakat Kur’an inmiştir ve Nebi (aleyhisselam)’in sünneti de ortadadır. Ben, olsa olsa onun takipçisiyim. Yoksa yeni bir çığır açacak değilim. Eğer bu işi güzel yaparsam bana yardımcı olunuz. Eğer yoldan saparsam beni düzeltiniz. Sözlerime, kendim ve sizler için istiğfar ederek son veriyorum.” (Mevaizu’s-Sahabe, 17)
“Ey Allah’ın kulları! Sizden öncekileri düşünün ve ölenlerden ibret alın. Dün nerede idiler? Bugün neredeler? Nerede harp meydanlarındaki cengâverlikleriyle anılanlar? Zaman onları da tüketti ve çürümüş kemikler haline geldiler. Artık çirkin sözlerle yad edilir oldular. Çünkü herkes layık olduğuna kavuşacaktır. Nere de yeryüzünü ekip imar eden krallar? Bizden uzaklaştılar ve sanki hiç yaşamamışcasına unutulup gittiler. Dünya başkalarına kaldı. Onlar da yaptıklarıyla göçüp gittiler. Geride bizler kaldık. Ders almasını bilirsek kurtuluruz, gafil davranırsak onlar gibi oluruz.”
“Allah rızası için söylenmeyen bir sözde hayır yoktur. Allah yolunda harcanmayan bir malda hayır yoktur. Cahilliği, yumuşak huyluluğunu yenen kimsede hayır yoktur. Herhangi bir yericinin yermesinden korkarak hakkı söylemekten çekinen kimsede de hayır yoktur.”
“İyiliği emretme ve kötülüğe engel olma görevini üstlenmiş olanlara itaat edenler kurtulur, borcunu ödemiş olur. Sakın arzularınıza kapılmayın! Arzulardan, aşırı istek ve öfkeden korunanlar kurtulurlar. Kendini beğenmişlikten sakının! Topraktan yaratılmış ve yine toprağa dönecek olan, sonra da haşeratın azığı olacak bir kimse neyle gururlanabilir ki?”
“Çalışın! Günleri, saatleri kaçırmayın. Mazlumun bedduasından sakının ve kendinizi ölüme hazırlayın. Sabredin! Zira her işin başı sabırdır. İhtiyatlı olun! Faydasını görürsünüz. Çalışın! Ameller karşılığını görecektir. Allah’ın sizleri uyardığı azabından sakının vesize vadettiği rahmetine koşun. Anlamaya çalışın, anlarsınız. Allah, sizden öncekilerin neden helak edildiklerini ve neile kurtulduklarını açıkça belirtmiştir.”
“Allah’ın kendisini dünyada iken nimetlendirdiği bir kul, huzur-u ilahiye getirilir ve sorulur: Bu gün için ne yaptın? Kendin için ne hazırladın? O da takdim edecek hiç bir iyilik bulamaz ve gözlerinde yaş kalmayıncaya kadar ağlar. Sonra günahları ortaya serilir ve Allah’a itaat hususundaki ihmali sebebiyle rezil edilir. Bu sefer gözlerinden yaş yerine kan akıtır. Sonra yine günahları serilir ve rezil edilir. Bu defa dirseklerine kadar ellerini yemeye başlar, sonra bir daha azarlanır, bu sefer öyle yüksek sesle ağlar ki, her ikigözü dişarıya fırlayarak yanakları üzerine dökülür. Sonra bir daha azarlanır ki, o zaman: “Ey Rabbim! Beni cehenneme gönder de bu azabdan kurtar” der.
“Allah Rasülü (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: Nifakta karışık huşudan Allah’a sığının! Sordular: Nifakla karışık huşu nedir? Ya Rasulullah? Buyurdu ki: “Beden huşu içerisinde bulunurken kalpte nifak olmasıdır.”
“Ey insanlar! Sizlere tavsiyem şudur ki: Her işte ve her zaman Allah’tan korkun. Hoşunuza gitse de gitmese de hakka bağlı kalın. Doğru olmayan sözlerin hiçbir kıymeti yoktur. Yalan söyleyen yoldan sapmıştır. Sapıtan ise helak olmuştur.”
Şubat 3, 2008 10:56 pm (Sahabe)
|
Hz. Ebubekir (r.a) ile Hz. Ali (r.a)’nın Münazarası |
| Bir gün Ebu Bekir Sıddık (r.a) Resulüllah(S.A.V)’ın evine geldi. İçeri gireceği sırada, Hz. Ali Bin Ebi Talib (r.a) da geldi. Hz. Ebu Bekir (r.a.) (Geri çekilip) : -Ya Ali sen buyur, gir dedi. O da cevap verip, aralarında, aşağıdaki uzun konuşma oldu: -Ya Ebu Bekir! Sen önce gir ki, her iyilikte önde olan, her hayırlı işte ileri olan, herkesi geçen sensin. Hz. Ebu Bekir (r.a.) : - Sen önce gir ki! Resulüllah’a (s.a.v) daha yakın sensin. Hz. Ali (r.a) : -Ben, senin önüne nasıl geçerim. Çünkü Resulüllah (s.a.v)’tan işittim. “Ümmetimden, Ebu Bekir’den daha üstün bir kimsenin üzerine güneş doğmadı” buyurdu. Hz. Ebu Bekir (r.a.) : - Ben, senin önüne nasıl geçebilirim ki, Resulüllah (s.a.v) kızı Fatıma(r.a)’yı sana verdiği gün, “Kadınların en iyisini, erkeklerin en iyisine verdim” buyurdu. Hz. Ali (r.a) : - Ben, senin önüne geçemem. Çünkü Resulüllah (s.a.v): “İbrahim(a.s)’ı görmek isteyen Ebubekir’in yüzüne baksın” buyurdu. Hz. Ebu Bekir (r.a.) : - Ben, senin önüne geçemem. Çünkü Resulüllah(s.a.v): ‘Adem (a.s)’ın hilm sıfatını ve Yusuf (a.s)’ın güzel ahlakını görmek isteyen Ali Mürteza’ya baksın’ buyurdu. Hz. Ali (r.a) : - Senin önünde gidemem. Çünkü Resulüllah (s.a.v): “Ya Rabbi! Beni en çok seven ve ashabımın en iyisi kimdir? dedi. Cenab-ı Hak:Ya Muhammed! Ebu Bekir Sıddıktır,” buyurdu. Hz. Ebu Bekir (r.a.) : - Ben, senin önüne geçemem. Çünkü Resulüllah (s.a.v) Hayber’de: “Yarın sancağı öyle bir kimseye veririm ki, Allahü Teala onu sever. Ben de, onu çok severim” buyurdu. Hz. Ali (r.a) : - Ben, senin önüne nasıl geçerim. Çünkü Resulüllah (s.a.v) “Cennetin kapıları üzerinde ‘Ebu Bekir Habibullah’ yazılıdır” buyurdu. Hz. Ebu Bekir (r.a.) : - Ben, senin önüne nasıl geçerim. Çünkü Resulüllah(s.a.v) Hayber gazasında, bayrağı sana verip ‘Bu bayrak Melik-i Galibin, Ali Bin Ebi Talib’e hediyesidir’ buyurdu. Hz. Ali (r.a) : - Ben, senin önüne nasıl geçerim. Çünkü Resulüllah(s.a.v)buyurdu ki: “Ya Eba Bekir, sen benim gören gözüm ve bilen gönlüm yerindesin”. Hz. Ebu Bekir (r.a.) : - Ben, senin önüne nasıl geçerim. Çünkü Resulüllah(s.a.v)buyurdu ki: “Kıyamet günü Ali cennet hayvanlarından birine binmiş olarak gelir. Cenab-ı Hak buyurur ki ‘Ya Muhammed!(s.a.v) Senin baban İbrahim Halil, ne güzel babadır. Senin kardeşin Ali Bin Ebi Talib ne güzel kardeştir.” Hz. Ali (r.a) : Ben, senin geçemem. Çünkü Resulüllah(s.a.v)buyurdu ki: “Kıyamet günü, Cennet meleklerinin reisi olan Rıdvan adındaki melek Cennete girer. Cennetin anahtarlarını getirir, Bana verir. Sonra Cebrail (a.s) gelip, Ya Muhammed (s.a.v)! Cennetin ve cehennemin anahtarlarını, Ebu Bekir Sıddık’a(r.a) ver, istediğini Cennete, dilediğini Cehenneme göndersin der.” Hz. Ebu Bekir (r.a.) : Ben, senin önüne nasıl geçerim. Çünkü Resulüllah (s.a.v) buyurdu ki: “Ali kıyamet günü benim yanımdadır.Havz ve Kevser yanında, benimledir. Sırat üzerinde benimledir. Cennette, benimledir. Allahü Teala’yı görürken, benimledir.” Hz. Ali (r.a) : Ben, senden önce giremem. Çünkü Resulüllah(s.a.v) “Ebu Bekir’in imanı, bütün mü’minlerin imanı ile tartılsa, Ebu Bekir’in imanı ağır gelir” buyurdu. Hz. Ebu Bekir (r.a.) : Ben, senin önüne nasıl geçerim. Çünkü Resulüllah(s.a.v)buyurdu ki: “Ben ilmin şehriyim, Ali onun kapısıdır.” Hz. Ali (r.a) : Ben, senin önüne nasıl geçerim. Çünkü Resulüllah(s.a.v)buyurdu ki: “Ben sadıklığın şehriyim.Ebu Bekir onun kapısıdır.” Hz. Ebu Bekir (r.a.) : Ben, senin önüne nasıl geçerim. Çünkü Resulüllah(s.a.v)buyurdu ki: “Kıyamet günü Ali bir ata biner, görenler, acaba bu hangi peygamberdir? Derler.Allahü Teala, bu Ali Bin Ebi talib’dir, buyurur.” Hz. Ali (r.a) : Ben, senin önüne nasıl geçerim. Çünkü Resulüllah(s.a.v)buyurdu ki: “Ben ve Ebu Bekir, bir topraktanız. Tekrar bir olacağız.” Hz. Ebu Bekir (r.a.) : Ben, senin önüne nasıl geçerim. Çünkü Resulüllah(s.a.v)buyurdu ki: “Allahü Teala, ey Cennet! Senin dört köşeni, dört kimse ile bezerim.Birir Peygamberleri üstünü Muhammed’dir(s.a.v).Biri, Allah’dan korkanların üstünü Ali’dir.üçüncüsü kadınların üstünü Fatımat’üz Zehra’dır. Dördüncü köşesindeki de temizlerin üstünü Hasan ve Hüseyin’dir.” Hz. Ali (r.a) : Ben, senin önüne nasıl geçerim. Çünkü Resulüllah(s.a.v)buyurdu ki: “Sekiz Cennetten şöyle ses gelir’Ebu Bekir! Sevdiklerinle birlikte gel, hepiniz Cennete girin.” Hz. Ebu Bekir (r.a.) : Ben, senin önüne nasıl geçerim. Çünkü Resulüllah(s.a.v)buyurdu ki: “Ben bir ağaca benzerim,Fatıma bunun kökü,Ali gövdesi, Hasan ve Hüseyin meyvesidir.” Hz. Ali (r.a) : Ben, senin önüne nasıl geçerim. Çünkü Resulüllah(s.a.v)buyurdu ki: “Allahü Teala Ebu Bekirin bütün kusurlarını affetsin. Çünkü O kızı Aişe’yi bana verdi.Hicrette bana yardımcı oldu.bilal-i Habeşi’yi, benim için azad etti.” Resulüllah(s.a.v’)in bu iki sevgilisi, kapıda böyle konuşurlarken, kendileri içeriden dinliyorlardı. Hz. Ali’nin sözünü kesip içeriden buyurdu ki: -Ey kardeşlerim Ebu Bekir ve Ali! Artık içeri girin.Cebrail (a.s) gelip dedi ki, yerdeki ve yedi kat göklerdeki melekler sizi dinlemektedir.kıyamete kadar birbirinizi övseniz, Allahü Teala yanındaki kıymetinizi anlatamazsınız. İkisi birbirine sarılıp, birlikte Resulullah’ın(s.a.v) huzuruna girdiler. Resulullah’ın(s.a.v): -Allahü Teala ikinize de yüzbinlerce rahmet etsin. İkinizi sevenlere de, yüzbinlerce rahmet etsin ve düşmanlarınıza da yüzbinlerce lanet olsun, buyurdu. Hz. Ebu bekir Sıddık dedi ki: -Ya Resulallah(s.a.v) Ben Ali kardeşimin düşmanlarına şefaat etmem. Hz.Ali dedi ki: -Ya Resulallah (s.a.v) Ben de Ebu Bekir kardeşimin düşmanlarına şefaat etmem ve başını kılıç ile bedeninden ayırırım. Hz. Ebu bekir Sıddık(r.a): -Ben, senin düşmanlarına Kevser havzından su vermem, buyurdu. Hz. Ali de: -Ben, senin düşmanlarını Sırat üzerinden geçirmem, buyurdu.Hz. Ali (r.a.) ve Hz. Ebu Bekir (r.a.) taraftarlarının ve düşmanlarının kulakları çınlasın. Kaynak : |